Second Sight

Tarihte, insanların birbirlerine gıcık oldukları, ve bu yüzden de piskopatlıştıkları görülmüştür. Piskopatlar arttıkça, “Yaw bu böyle gitmez, bu dedlileri tedavi edecek birilerini bulalım, adları da psikolog olsun.” diyen fikir adamları ortaya çıkmıştır. Gün geçtikçe, “pis ve psi” demeyi çok seven insanlar, ilginç güçleri olan gizemli kişilere “pisişik” ismini takmışlardır. Nah işte burada durmam gerekiyor çünkü oyunumuz pisişiklerle ilgili…

Codemasters, pek de alışılmadık bir şekilde, karşımıza fantastik-FPS bir oyun olan “Second Sight”ı koydu. Ve her fantastik oyunda olduğu gibi Second Sight’ta da -kayda alınmaması gereken- saçmalıklar mevcut. Bu saçmalıkların kayda alınmaması gerekiyor çünkü hiç kimse hayalgücüne dur diyemez. Aslında oyunumuza girmeden önce fantastik oyunlara, fantastik filmlere ve fantastik kitaplara önyargı ile yaklaşan beyinlere seslenmek istiyorum: Bakın kardeşim, okullarda ve özellikle de sanat okullarında, öğrencilere “Hayalgücünüzü kullanın.” deniyor. “Saçmalamayın!” denilmiyor. Yahu sen nasıl “Hiç çocuk uçar mı!” diyerek Harry Potter’ı yarıda bırakırsın! Sinirlendirmeyin adamı! Bir kere, hayatta “saçma” diye birşey olmaz. İnsanoğlu varoldukça, hayalgücü de, fantezi de, fantastik oyunlar da varolacaktır. Hadi şimdi fantastik-FPS oyunumuz Second Sight’a geri dönelim. Daha doğrusu başlayalım!

Daha önce de söylediğim gibi oyunumuz pisişiklik ile ilgili ve biz de pisişik bir herifi yönetiyoruz. Bu tip FPS’lerde, fantastiklerde, daha doğrusu ilerlemeli oyunlarda hikâyeler çok önemlidir. E yapımcılar hikâyeyi bize cd ile birlikte kitapçık vererek anlatamayacaklarına göre, oyuna koyacakları kısa videolar ile anlatacaklardır. Second Sight’ta ara videolar oldukça iyi iken, giriş filmi yapılmamış. Yani, hikâye havada kalmış. Gözümüzü pat diye hastahane’de açıyoruz ve oyunumuza dalıyoruz.

Gözüme batan ve beni rahatsın eden başka birşey ise pisişik herifimizin konuşmaları. Herif kendi kendine konuşuyor! “Ah uh ah uh! Bu da nedir? Aa bir kapı. Nereden gitsem acaba… Aa! Bunu nasıl yaptım ben yaw! Anaa.. Pisişiğim ben galiba! Ah uh ah uh! Çok yorgunum…” Bir sus be kardeşim bir sus! Ayrıca belirtmeliyim ki elemanımız kellik ve ses itibariyle Hitman’e benziyor. Zaten Hitman’de de gözümüzü pat diye kodeste açıyorduk.

Oyunumuzun senaryosuna göre pisişik adamınızla güçlerinizi keşfederek kapatıldığınız tımarhaneden(Ya da her neyse o yer artık) kaçmaya çalışıyorsunuz. İlerledikçe yeni yeni güçler ve beceriler kazanıyorsunuz ve pisişikliğinize pisişiklik katıyorsunuz. Büyülerimizin yanında silah da kullanabildiğimiz için ben oyunun çok zor olmayacağını düşünmüştüm. Ancak yanılmışım. Çünkü oyun ZOR! Şöyle açıklayayım: Zorluk seviyesi olarak ne beginner var, ne de easy. Ya normal’da, ya da medium’da oynayabiliyorsunuz. Ben XL’da oynadım desem n’olur? Berbat bir espri yapmış olurum. Aslında oyunu zorlaştıran birbaşka etken de, oyunun oynanabilirliliği. Mesela bazı büyüleri yapabilmeniz için, sağ tuş-sol tuş-e-space gibi manyak kombinasyonlara girmeniz gerekiyor. Tabii bu da zaman konusunda bizi biraz(!) kasıyor.

John’un (Bu arada John, karakterimizin ismi.) çevre ile etkileşimi ise oldukça iyi. Önünüze gelen -hemen hemen- herşeyi uçurabilir, patlatabilir ve millete fırlatabilirsiniz. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, en önemli sihirli gücünüz, kendi kendinizi yenileyebilmeniz. Fakat bunun da bir sınırı var. Ekranınızın sol üst köşesindeki kırmızı çizgi sağlığınızı, onun altındaki mavi çizgi ise “pisişik deponuz”u gösteriyor. Sağlığınızı yeniledikçe, mavi çizgiyi kaybediyorsunuz. Benzin gibi birşey yani. Ama bunu doldurmak için eşek yüküyle para vermenize gerek yok, uzun süre yara almayın ve bekleyin yeter… Ne demişler? Zaman herşeyin anahtarıdır. Öyle miydi yaw!

Gelelim grafiklere… Codemasters, beklediğimden iyi iş çıkartmış. Yalnız karakterlerin göz kırpması konusunda bazı sorunlar var. Gözler sanki bakkala gidip geliyormuş gibi kırpılıyor. Biraz daha kassalardı, gözler gidiş o gidiş…

Sesler ve müzikler! Size bir iyi bir de kötü haberim var. İyi haber, sesler; kötü haber ise müzikler. Müzikler konusunda size söyleyebileceğim tek şey; ben diyeyim gameboy müziği, siz deyin Japon müziği! Codemasters’a ise şunu söyleyebilirim: Bkz: EA Games. Sesler ise tam tersi! Özellikle de seslendirmeler. Biliyorsunuz biz Türkler seslendirme konusunda çok iyiyiz. Aha Codemasters da bizim gibi seslendirme yapmış şerefsizim! Pisişiklik ve pislik yaparken kulağımızı dolduran efektler de insanı oyuna endeksliyor, iyi olmuş.

Sonuç olarak, Second Sight iyi bir oyun fakat tam çözümü yapılacak ya da -piyasada bu türden birçok oyun varken- üzerinde uzun zaman harcanacak bir oyun değil. X-box’ınız varsa Psi-Ops oynayın. Yoksa, benden size izin(!), alın ve bu oyunu oynayın. Gel pisi pisi… Şşt! Pisişik seni!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s