Age of Mythology

Age of Mythology, 2 yıldır beklediğim bir oyundu. Defalarca bu oyun hakkında yazdık, çizdik. Hiçbiri oyunla karşılaşığımda ki etkiyi bende yaratmamıştı. Bir RTS�de ne farklı olabilir diye kendime sorup duruyordum. Binaları kur, asker üret ve savaş. Kim bilirdi ki bu oyunun RTS�lere çok farklı bir açıdan yaklaşacağını?

Oyunu aldığımda son derece heyecanlı idim. Hatta kutusundan çıkartabilmek için bile oldukça süre uğraştım. Benim bir huyum vardır. İnceleyeceğim oyunu kurarken, kitapçığını okurum. Ama bu sefer farklı oldu. Kutuyu açtığımda sanki �Önce bana bak der� gibi, tanrılarınm özelliklerini anlatan kağıt elime atladı. Her işte bir hayır vardır dedim ve incelemeye başladım. Okudukça ne kadar doğru bir karar verdiğimi anlamıştım.

Bu oyunda başarılı olabilmek için pekçok yöntem var. Üretir savaşırsınız, müttefiklerinizle ortak zafer için çalışışırsınız, vs. vs. Ama zevk alabilmek için tanrıların güçlerini, üretebildiklerini yada size sundukları teknolojileri bilmek zorundasınız. Bu yüzden yazında mümkün olduğunca oyunun genel kriterlerinden bahsedip en kısa zamanda ZOOM köşesi için tanrı özellikleri, birimleri anlatan yazıma başlayacağım.

Age of Mythology çift CD�den oluşuyor. Yaklaşık 20 dakikalık uzun bir kurulumdan sonrada hard diskinizde 907 megabyte�lık bir alan kaplıyor. İlk CD�yi taktığınızda karşınıza çıkan menüden oyunu install edin. Dikkat etmeniz gereken çok önemli bir nokta var. Ne yazık ki ben bu sorunu yaşadım. Ayrıca 2 kişiden daha aynı sorunun varlığını öğrendim. Hemen Microsoft Destek Hattını arayarak sorunun çözümünü araştırdım. Ne yazık ki bir cevap alamadım. Sorun MSXML4.0 kaynaklı idi. Install sırasında kurulumu yapılamamış bir dosya id. Nereden bulacağımı bilemediğm için önce CD�lerin içeriğini araştırmaya karar verdim. 2. CD�de sorunumun çözümünü buldum. MSXML klasöründe bulunan, �msxmlenu.msi� dosyasını kurduğunuzda sorununuz çözülüyor.

Acımasızca vahşet…

Kurulumdan sonra oyunu başlattım. Karşıma çıkan demoyu ağzım kulaklarıma varmış bir şekilde izlerken bunun demo olmadığını ve Ensemble Studios�un giriş introsu olduğunu gördüm. İçim bir hoş olmuştu. Bu etkiyi Age OF Empires 2�yi ilk kurduğumda dayaşamıştım. Intro�nun ardından oyunun demosu başladı. Gerçekten ama gerçekten müthiş yapılmış. Savaş alanından görüntüler, birbirine parçalarcasına saldıran yaratıklar, insanlar…

Demonun bitmesini sabırsızlıkla bekledim. Daha sonra kısa bir yükleme süresi ile oyunun açılmasını bekliyorsunuz. Oyunun menüsü geldiğinde biraz hayal kırıklığına uğradım desem yalan olmaz. �Age of Empires�ın karışık olmasına rağmen, aydınlık olan menüsü yerini karanlık fakat daha rahat bir ekrana bırakmış. Daha basit bir görüntüsü var idi. C-64 kullananlar bilir. Tasarım olarak C-64 oyunlarının menülerinden çok farklı değildi. Sadece daha güzel grafikler vardı.� diye düşünebilirsiniz. Benim düştüğüm hataya düşmeyin ve gidip options menüsünden özellikleri sisteminize göre ayarlayın.

Age of Mythology – Demo İnceleme

Bundan birkaç sene öncesini hatırlayın. Microsoft�un oyun piyasasına girmek istediği zamanları. Birkaç basit oyundan sonra gelen Age Of Empires�ı hatırlayın sonra da. Nasıl da esir almıştı gezegenin yarısını ama? İşte oyunumuz, burada devreye girip mirası devam ettirmesi düşünülen Age Of Mythology.

Adından da belli olduğu üzere oyun tamamen mitolojik öğeler üzerine kurulmuş. Yani oyun boyunca birçok tanrı, tepegöz ve benzeri canavar ve kahramanla oynayacağız. Bu bir bakıma iyi olsa bile, bir yandan da oyunun alışılagelmiş dizesini bozmuş denebilir. Ama konu Ensemble Studios olunca, ellerinden kötü oyun çıkması zor gibi görünüyor.

Oyunumuz artık üç boyutlu hale getirilmiş. Bu yüzden de üç boyutlu bütün oyunların handikabına o da sahip. Üç boyutlu alanlarda iki boyutlu ve hareketli cisimlerin oturamaması. Karakterlerimiz ya da canavarlar, ekranda hareket eden ne varsa sanki haritada kayıyormuş gibi görünüyor. Bir diğer grafik hatası da su kenarlarında görünüyor. Henüz dalgalarla sahil şeridini oturtmamışlar. Dalgalar yeryüzünden yukarı da karaya vuruyor.

Seslerde bir sorun görünmüyor ve gene oyun içinde çok gerekli olmayan ama güzel müzikler ile konuşmalar can sıkmadan oyun içinde kalmamızı sağlıyor.
Gelelim şu an için kesinleşmiş özelliklerine.

Oyunda tonla tanrısal olay var. Nedir bu olaylar?
Örneğin birçok kudretli eşyalar var, giyindiğinizde belli güçler verecek. Birçok savaşçı var, tanrıların bahşettiği güçlerle sizinle bir savaşacak. Bunun gibi tonla daha özellik bulabileceksiniz.

Oyunda üç farklı uygarlık var. Yunanlılar, Vikingler ve Mısırlılar. Her ırkın kendi ya da kendine uyarladığı tanrıları ve inanışları var. Ama ne olursa olsun gene oyun bina yap, dönem atla ve daha iyi bina yap mantığında ilerlemiş. Adamlar sevmiş olsalar gerek bu sistemi.

Benim en sevdiğim kısım tapınma olayı oldu. İnsanlarınız, siz onları korudukça, sizin için dua edip tanrıların yanınızda olmasını sağlıyorlar. Ne kadar fazla dua, o kadar sağlam duvara yaslanmak demek yani. Bu dualar, daha fazla balık, savaşlarda ek birimler, ürünlerin çabuk ya da gür büyümesi ve bunlar gibi şekillerde yansıyabiliyor.

Son olarak aklıma takılan çok komik bir eksik var. Adamlar oyunu üç boyuta çevirmişler, buraya kadar kabul ettik. Ama nedense açı değiştirme yeteneği eklememişler. Warcraft III örneğindeki gibi hafif bir açı değişimi olsa çok iyi olurdu. Oyunun bazı yerlerinde kamera hem oyunu zorlaştırıyor, hem de görüş açımızı tamamen mahvediyor. Buna bir de perspektif ve düzlem hataları eklenince (ağaç yapraklarına çarpan dalgalar gibi) kameralar bu sürümde sınıfta kalıyor.

Ne olursa olsun, ne dersek diyelim, ne kadar didiklersek didikleyelim, çıktığı zaman gene çok fazla satacak ve kitleleri alıp götürecek bir oyun olacağı açık. Elbet ki bu daha ilk deneme sürümlerinden biri olduğu için hatalar göze batıyor. Ama zamanla düzelip, kıvamında servise hazır olacaktır.

NOT : Okuyacağınız inceleme yazısı, oyunun RC1 lisansı altında, BETA olarak dağıtılan sürüme dayanılarak yapılmıştır. Oyun hakkındaki gerçek hata ve gerçek düzelmeleri sonradan anlayabilmek için kullanılabilir.

Airborne Assault: Highway to the Reich (PC)

Eylül 1944 – Operasyon Pazar Bahçesi

Başarıyla sonuçlanan Overload operasyonu, Fransa’dan çıkarılan ve hemen ardından Falaise cebinde bir çok önemli tümenini kaybeden Almanya anavatanına doğru yavaş yavaş çekilmek zorunda kalmıştır. Müttefik komutanları yılbaşından önce savaşı bitirmek için, birbirleriyle uzun tartışmalara girerler ve bu tartışmayı en sonunda General Montgomery kazanır. Eylül ayında 30.000 müttefik askeri tarihin gördüğü en geniş kapsamlı hava indirme operasyonu ile Hollanda’ya inecektir.

Panther Games, Airborne Assault: Highway To The Reich (bundan sonra HttR olarak anılacaktır) ile bize gerçek bir general olmanın nasıl bir deneyim olacağını gösteriyor. Bu türle ilgiliyseniz hatırlarsınız, yine Panther Games tarafından piyasaya sürülen Red Devil’s Over Arnhem oyunlu isim ile bir çok benzer yöne sahip HttR. Red Devils Over Arnhem, sadece İngiliz 1. Hava birliğini oynamamıza ve sadece Arnhem’da ki çatışmalarda rol almamıza olanak tanıyordu. HttR ise Operasyon Pazar Bahçesinin (Operation Market Garden) başlangıcından sonuna kadar savaş heyecanını yaşamamıza olanak sağlıyor. Hem de bu sefer hem müttefik hem de Alman tarafında. Bu oyunda tarihi değiştirmek gerçekten mümkün!

HttR’de müttefik tarafında oynamayı seçerseniz 3 yıldır Alman işgali altında bulunan Hollanda’yı Almanlardan temizlemek tek amacınız olacak. İkinci Dünya Savaşı ile iligi olanlar bilecektir; General Montgomery’nin Hollanda tarafından saldırıyı istemesi, Hollanda’da bulunan Alman birliklerinin güçsüz, yorgun, az sayıda ve tecrübesiz askerlerden oluştuğunu düşünmesiydi. Ancak yanılmıştı. Almanlar güçlü SS Panzer birlikleriyle hazır halde Hollanda’da bulunuyorlardı. Bununla beraber müttefiklerin indirme sırasında düşen planörlerinden birinde Almanlar Operasyon Pazar Bahçesi’nin tüm detaylarını öğrenmişlerdi. Bu müttefiklere 10.000 askere mal olacaktı. Ayrıca hem Almanları Hollanda’dan atamayacaklar hem de savaşın yılbaşından önce bitmesi olanaksız hale gelecekti. Oyunumuza dönersek, eğer Alman kuvvetlerin tarafını seçerseniz üstünüze indirilen müttefik kuvvetleri bölgenizden temizlemek için gerçekte olduğu gibi herşeyi yapacaksınız. Gerçekten tek farkı; elinizde müttefiklerin saldırı planlarını anlatan haritalar olmayacak.

Biz paraşütcüyüz

HttR’de 30’u aşkın sürükleyici senaryo oynanamayı bekliyor. Bunlar; Arnhem, Nijmegen ve Eindhoven şehirlerini içeren kısacası yazının başında da belirttiğim gibi tüm Operasyon Pazar Bahçesini içeren bölgeler. Her bölgeye göre seçtiğiniz tarafta, tarihe uygun olarak hazırlanan birliği yöneteceksiniz. Mesela müttefik tarafında Eindhoven’ı oynamak isterseniz, 101. Hava İndirme birliğini, Arnhem’da oynamak isterseniz, 1. İngiliz Hava İndirme Birliğini yöneteceksiniz. Alman tarafı için ise her zaman Feld Mareşal Model komutası altında bulunan XXX Corps birimlerini yöneteceksiniz.

Oyunun kilit noktaları Almanlar için elde tutulması, Müttefikler için ise ele geçirilmesi gereken yerler – ki bu yerler çoğunlukla köprüler oluyor. Bunun dışında eğer elinizde tutabilirseniz önemli şehir merkezleri oyunun gidişatını çok etkiliyor. Eğer bir yeri ele geçirecekseniz, diyelim ki küçük bir köprü. Alman kuvvetleri köprüyü kontrol altında tutuyor. Önce düşman kuvvetlerin üzerine tıklayarak gücünü öğrenin. Orada bulunana kuvvetin tümen mi, alay mı ne olduğunu öğrenin. Ona göre o bölgeye elinizdeki kuvvetleri yollayın. Alayın üstüne ordu yollamak bu tür bir oyunda yapılacak bir harekete yakışmaz. Çatışma anında, ekranın üst tarafında birlikleriniz hakkında sürekli bilgiler alacaksınız. Birliğinizin yenilip / yenilmediğini, teslim olup olmadığınızı, x taraftan yeni birlikleriniz geldiğini, x bölgesini kaybettiğinizi / kazandığınızı… Bunlara göre de taktiğinizi ve stratejinizi belirlemeniz lazım. Unutmayın, en iyi defans, saldırıdır. Kaleciler gibi düşmanlarınızın size gelmesini beklemeyin. Siz onların üstüne gidin. Geçecekleri olan yolları kesin, köprüleri havayı uçurun, ormanlık alanlara kuvvetlerinize pusu kurdurun.

Assassin’s Creed (Playstation 3)

Prince of Persia’nın sona erişinin ardından karamsarlığa düşen oyunculara, Ubisoft’un yeni armağanı Assassin’s Creed olsa gerek. Prince’in animasyonlarını aratmayacak yeteneklere sahip Altair ile yepyeni maceralara merhaba deyin.

Nasıl biri? Ne iş yapar?

Assassin’s Creed’de çevik mi çevik, cesur mu cesur ve bir o kadar da gözü kara bir suikastçıyı canlandırıyoruz. Oyunumuz Kudüs’ü ele geçirmek isteyen Bizans Kuvvetleri ile şerefli İslam Ordusu’nun savaşını konu alıyor ve kan gövdeyi götürüyor. Bizim yapmamız gereken bu savaşın oluşuna engel olmak ve bunu yaparken Altair’in en profesyonel olduğu işi yapmak. Suikast�

Suikastçılık de zor iş olmalı

Oyunda en göze çarpan özellik suikastların işlenişi. Suikastlardan önce iyi bir plana ihtiyaç duyuyoruz. Aksi halde plansız yaptığımız işler bize zaman kaybı ve en kötü ihtimalle ölüm olarak geri dönüyor. Bu yüzden öncelikle öldüreceğimiz kişi hakkında bilgiler toplamalıyız. Ancak bunu yapmak için halk arasından birkaç kişiye ihtiyaç duyuyoruz. Ama tabii ki hiç kimse öyle babasının hayrına bize yardım etmiyor. Öncelikle zor durumda olan kişilere yardımlar yapabiliriz. Böylece halk arasında yavaş yavaş sevilen bir karakter olabiliriz. Bu kişilerden bilgileri aldıktan sonra, olay yerini önceden incelemeliyiz. Açık alanlarda işlenecek cinayetlerde kestirmeleri öğrenmek çok önemli. Çünkü planın herhangi bir yeri aksarsa, kaçmak zorunda kalıyoruz. Dört duvar arası mekanlarda işlenen cinayetlerde mekanın arka çıkış kapılarını, öldüreceğiniz kişinin nerelerde çok dolaştığını bilmek çok işinize yarayacaktır. Böylece ustalığınıza ustalık katacaksınız. Öldüreceğiniz şahıslar genelde savaşa “Start” verebilecek kişilerden oluştukları için çok iyi korunuyorlar. Bu yüzden kişilerin açığını yakalamak çok önemli. Az adamla yakalarsanız işinizi halletmeniz daha kolay oluyor. Aynı zamanda başladığınız işi daha erken halletmek, yardıma gelebilecek güçlerin bize verebileceği sıkıntıları da azaltıyor. Bu nedenle öldüreceğiniz kişileri sık sık takip edin.

Suikastları yaparken Altair’in asıl yetenekleri ortaya çıkıyor. Bu yeteneklerden en önemlisi Altair’in kılıç kullanma yeteneği. Belinden bir dakika bile ayırmadığı kılıcını bir şövalye gibi kullanıyor. Tıpkı Prince’in muhteşem yetenekleri gibi Altair’in de kendine has değişik bir kılıç kullanma yeteneği var. Reflekslerinden ve hızlılığından doğan bir diğer yetenekleri ile üstüne gelen askerleri kısa sürede yere seriyor ve kellelerini gövdelerinden ayırıyor. Ayrıca kılıç sahneleri oyuna bambaşka bir hava katıyor. Özellikle kılıçla savaştığınızı kesinlikle size hissettiriyor Assassin’s Creed. Altair’in bir diğer özelliği ise çok yükseklerden tehlikeli atlayışlar yapabilmesi. Mesela Altair çok yüksek bir yerden aşağıya atlayabiliyor. Tabii olayı fazla abartırsanız, ölebiliyorsunuz. Ayrıca Altair binalardan binalara, duvarlardan duvarlara atlayabilen bir kahraman. Ayrıca Pirnce of Persia’da görülen duvarlara tırmanma özelliği Assassin’s Creed’de daha gerçekçi. Biraz açarsak; dümdüz duvarlara tırmanma yeteneğimiz yok. Ancak duvarın herhangi bir yerinde olan girintiler ve çıkıntılar yardımıyla çok yüksek duvarlara tırmanabiliyoruz. Girintilerin bittiği yerde de öylece kalakalıyoruz.

Cinayetleri işledikten sonra gizliliğe önem vermek de çok önemli. Planda ters giden bir şeyler olduğunda ve bunu askerler hissettiklerinde peşinize düşüyorlar. Onlardan kısa sürede izinizi kaybettirmek için halkın arasına girip, onlardan biriymiş gibi kendi halinizde davranırsanız hiçbir şeyden huylanmıyorlar. Altair ile çevreyi incelerken vücudumuzu kontrol edebilmek güzel bir özellik. Örneğin çevreyi incelerken boynumuzu çevirebiliyoruz. Ya da durdurmak istediğiniz birini kolunuzla çekebiliyorsunuz. Aynı zamanda yürürken itebiliyor, kolunuzla durdurabiliyorsunuz. Bu özellik türe getirilen çok güzel bir özellik.

Asterix and Obelix XXL (PC)

Atari, popüler çizgifilm karakterlerinin oyunlarını yapmayı sürdürüyor. Atariden çıkan çizgifilm oyunlarında Dragon Ballz için yapılmış sayısız örneğin arasında Warner Bros�un Tazmanya Şeytanı için de bir oyun yapılmıştı. Günümüzde popülerliği tartışılır olsa da, sinema filmleriyle günümüz çocuklarına yeniden tanıtılan Asterix için de bir kaç oyun yapıldı. Asterix and Obelix: XXL da bu oyunlardan birisi.

Bi osmanlı tokadı tamamdır
Bi osmanlı tokadı tamamdır

Boyu yere yakın, haliyle korkulacak asabi adam Astérix ve bebekken sihirli iksir kazanına düşmüş, obez ve saf Obelix�in, doğrudan Fransız sanatçılar René Goscinny ve Albert Uderzo (meraklısına: Albert Uderzo�nun ailesi Fransa�ya İtalya�dan göç etmiştir) tarafından çizilip PC ortamına aktarılmış bir macerasıyla karşı karşıyayız.

Roma İmparatorluğu’nun korkulu rüyası ikili…

Roma İmparatoru Sezar, Galya�lı yenilmez köylüleri alt etmek için sinsice bir plan hazırlar. Köyün en yağız, en kuvvetli iki delikanlısı(!) Asterix ve Obelix avlanmaya gittikleri bir sırada çok kalabalık bir ordu ile köye saldırır ve köylüler sihirli iksire davranmadan hepsini paketleyip imparatorluğun dört bir yanına sürgün eder. Bu konunun �oyun� olması için de şöyle birşey gerçekleşir: Sezar�ın imparatorluğun haritası çizilmiş büyükçe bir taş plakası vardır. Sezar bu harita kimsenin elinde geçmesin diye onu kırar. Ama kaderin cilvesi işte, köylü sürgünlerden her bir grup bu haritanın bir parçasını almayı başarır. Bundan sonra Asterix ve Obelix�in avdan döndükten sonra olayları Sezar�ın işten attığı casusundan öğrenmesi ve onun yol göstermesi ile arkadaşlarını kurtarması macerası ortaya çıkar. Her kurtarılan gruptan haritanın diğer parçası elde edilir, diğer bir grup kurtarılmak üzere yola çıkılır ve klasik boncuk topla, düşman döv oyunlarından birisi daha başlar.

Romalı kalelerini yıkmak için birebir.
Romalı kalelerini yıkmak için birebir.

Oyun Asterix hayranlarını bence tatmin edecek şekilde güzel grafiklerle hazırlanmış. Çizgifilmin bütün esprileri oyuna başarıyla aktarılmış. Roma askerlerinin Galyalı delikanlılardan korması ve kaçmaya başlamaları, dayak yerken her vurduğunuzda akordiyon gibi boylarının uzayıp kısalması kesinlikle çok komik ve oynamayı eğlenceli hale getiriyor. Bazı bölümlerde Obelix�in göbeğine oturan Asterix ile buz dağında kızak yapmak gibi ufak oyunlar da oyunun içine serpiştirilmiş. Ayrıca renkler açısından da oldukça zengin olan oyunda, savaş sırasında çıkan kavga ve hız efektleri de başarılı. Yalnız bütün bu tarz oyunlarda olduğu gibi kamera açılarıyla arada sırada başımız belaya giriyor. Burada kameranın istediğimiz açılara gelmemekte inat etmesi oyunun kontrolleriyle ilgili problemle kesişiyor. Çünkü, saolsun PC klavyelerimiz 3-4 tane tuştan fazlasına aynı anda basılmasına imkan vermiyor. Oyun da öncelikle konsollara göre tasarlandığı için şöyle problemler yaşıyorsunuz: Aynı anda çapraz bir yöne zıplamaya çalıştığınızda oyun bunu algılamıyor ve karakteriniz zıplamıyor ve mesela kutulardan aşağı düşüyor. Bu nedenle önce kamerayı o yöne ayarlayıp düz zıplamak icabediyor. Ama kamera bazen o yöne dönmemek için inat ediyor ve sinirleri geriyor. (Bu duruma birden fazla bilgisayar ve klavyede şahit oldum

Astro Boy (Playstation 2)

Astro Boy; 60�lı yılların başında Avrupa başta olmak üzere tüm dünyada okuyucu ve izleyici kitlesi yaratan, Osamu Tezuka imzalı bir anime-manga. Avrupa�da anime kültürünün oluşmasında başı çeken Astro Boy, büyük software şirketlerin, büyük meblağlar ile satın almaya çalıştığı Sega�nın anime dünyasından konsollara kazandırdığı vasat bir oyun.

Evladım üşütecen üstüne bişey giy!
Evladım üşütecen üstüne bişey giy!

Sega diyorum ama aslında oyunun yapımcısı Sonic Team. Sonic�in yaratıcıları olmalarının dışında Phantasy Star, Puyo Puyo, Samba De Amigo gibi oyunların da yapımcıları olan Juri Naka ve grubu, 1988 yılında ilk olarak Phantasy Star ile işbaşı yapmış ve 1991 yılında meşhur kirpi Sonic�i yaratıp, aynı yıl Sega�ya bağlı olarak Sonic Team�i kurmuşlar. Sonic Team�in Sega�nın bünyesinde bulunan oyun yapımı gruplarından en tecrübeli ve başarılısı olduğunu da söyleyebiliriz.

Nerede bu robotlar?

Oyunun konusu, revize edilen çizgi dizinin konusuyla benzerlik gösteriyor; Astro, Dr. Tenma�nın kaybettiği çocuğunun üzerine geliştirdiği supersonic bir robottur, ama o çocuk eski çocuk değildir; ayaklarının yerine uçmasını sağlayan roket ayaklar gelmiş, kulakları bir yarasanınki kadar keskinleşmiş, elleri ise balyoz kesilmiştir. Dr.Tenma, işte bu süpersonic çocuğunu sınamak için şehirde kaos yaratmaya başlamış, bu durum robotlar arasında �en büyük kim� yarışı başlamasına sebep olmuştur. Bu noktada Astro�nun görevi de robot asayişini sağlamak ve düşman robot istilalarına karşı şehrini savunmaktır.

Astro Boy; Sonic Adventure kıvamında bir oyun

Robot savaşları, Astro�nun uçması ve bilimum gerçek dışı olayların 2000 yılında geçmesini ise Osamu Tezuka�nın pek ileri görüşlü olmamasının bir göstergesi sayabiliriz; aslında çoğu geçtiğimiz yüzyıl yazarının ve bilim adamının şu yaşadığımız dönemde uzay araçları, atmosfere yaklaşan evler, robot egemenliği vb. olacağı yönündeki düşüncelerinin gerçekleşmediğini gördük. Osamu Tezuka�nın da 50 yıl önce Astro Boy�un çizgi romanına başlaması, 50 yıl içinde bu kadar fazla değişikliğin imkansız olmasını düşünememesi de ayrı bir konu. Neyse biz oyuna dönelim�

100,000 beygir gücü !

Yapacak iş yok. Bende kutu diziyorum.
Yapacak iş yok. Bende kutu diziyorum.

Oyun Sonic Adventure kıvamında bir ilerleyişe sahip. Ana mekan ise Metro City adlı bir bölge, buradan Ministry of Science, Bay Area, Central City ve Factories adlı mekanlara portallar aracılığı Astro�nun uçuş yeteneği sayesinde geçiş yapılıyor. Her zaman aktif olan bu mekanlarda Astro başlangıçta öncü robotlarla karşılaşıyor ve bölüm sonlarında bir boss ile karşılaşıyor. Bu boss�lar oyunda oldukça önem taşıyor çünkü onların dışında çok uğraş gerektiren bir durum yok. Söylediğim mekanlar dışında birde evimiz bulunuyor ki Astro burada şarj olabiliyor, ayrıca oyun boyunca kız kardeşinin Astro�dan istediği robot kartlarını; hafıza oyunu, kaçırılmış çocukları bulmak gibi mini oyunlar kazanarak topluyoruz. Birde oyun ilerledikçe Astro yeni güçler kazanıyor, bunlar: Arm Cannon, Super Sight, Rocket Feet, Electronic Brain, Finger Laser, Supersonic Hearing ile 100,000 Horsepower Strength gibi güçler.

Athens 2004 (PC)

Üzerinde dünyanın 5 kıtasını temsil eden 5 farklı renkte iç içe geçmiş halkaların bulunduğu olimpiyat bayrağını bilmeyen yoktur. Dört yılda bir düzenlenen olimpiyatların bir diğer simgesi de meşaledir. Bugüne kadar onlarca farklı şehirde dolaşan meşale, en son doğduğu yer olan komşumuz Yunanistan�ın başkenti Atina�daydı. Olimpiyat ateşi, Yunanistan�ın Olimpos Dağı�nda güneş ışığı dev merceklere yansıtılarak tutuşturuyor. Meşale oyunların yapılacağı ülkeye kadar, elden ele geçtiği ülkelerin sporcuları tarafından taşınıyor. Buradan da olimpiyatın yapılacağı stadyumdaki meşale, bu meşale ile tutuşturulur. Ve kapanış törenine kadar bu meşale kesinlikle söndürülmez.

Olimpiyat meşalesi ne zaman bizim ülkemizde ki bir stadyumda ki meşaleyi tutuşturacak bilmiyorum ama yetkililer bunu başarmak için büyük bir çabayla uğraşıyor. Yıllarca farklı ülkelerde farklı kültürleri ısıttı bu meşale. 2008 de ise Pekin�e gidecek.

Olimpiyat Oyunları�nda ülkemin şerefi ve sporun zaferi için kurallara uyarak dürüst yarışacağımıza ve gerçek sportmenlik ruhu içinde mücadele edeceğimize ant içeriz.

Yaz olimpiyatları biteli aylar oluyor fakat biz PC�ciler Athens 2004�ü yeni oynama şansına sahip olduk.
Yapımcılar önlerinde 4 yıl gibi uzun bir süre olmasına rağmen, başarılı bir olimpiyat oyunu yapamıyorlar. Böylesine önemli bir organizasyonun oyununun yakışır şekilde yapılmasını beklerdim. Fakat sonuç, yine hüsran!

Yapımcı Eurocom Entertainment henüz altı senelik bir firma. Çok kısa bir zaman dilimi olmasa da firmanın henüz kayda değer bir PC oyunu bulunmuyor. Tabii hal böyle olunca, Athens 2004�te beklentilerin altında karşımıza çıktı.

Sözü fazla uzatmadan konuya girmek istiyorum. Oyunu açtığınız andan itibaren olimpiyatlardan aşina olduğumuz renk tonlarıyla bezeli menüler ve yükleme ekranlarıyla karşılaşıyoruz. Bu gerçekten güzel, zaten olması gereken de bu. Menüde karşınıza gelen başlıklardan ilki �Arcade�. Burada oyuna alışmanız için pratik yapabilirsiniz ve açıkçası madalya istiyorsanız sık sık ziyaret etmeniz gerekiyor.

Fazla zorluk oyuncuyu usandırır!

Menüde karşımıza çıkan ikinci önemli başlık �Competition�. Burası oyunun organizasyon kısmı. Eğer kendinize güveniyorsanız, tıklayıp Olimpiyatlara katılabilirsiniz. Oyunda uzun atlamadan haltere, atıcılıktan serbest stil yüzmeye… kadar yarışabileceğiniz 20 farklı yarışma var. Emin olun hepsi birbirinden zorlu. Açıkçası oyunun böyle olması bir yere kadar iyi. Kimse ilk oynayışında dünya rekoru kırmak istemez. Yapımcılarda bunu düşünüp, oyunu gayet zorlu yapmışlar ama fazlası da oyuncuyu usandırır.

Parmaklarına güvenmeyenler bu oyuna yaklaşmasın!

Genel olarak kullanacağınız tuşlar sınırlı. Bu oyun insanı yoruyor hatta parmaklarına güvenmeyenler kesinlikle yaklaşmasın. Hem de parmak ağrıları yapıyor. Özellikle hasta ve yaşlıların bu oyundan uzak durmalarını öneriyorum. Ne kadar sağlıklı olsanız da tahammül süreniz 1-2 saati geçmeyecektir.

Sonuç

Üzülerek söylüyorum ki yine olmamış. Oyun yukarıda da bahsettiğim gibi çok zor olmasından dolayı kendini tekrar ediyor. Takdir edersiniz ki bu durum bir oyuncu için gayet sıkıcı. Ayrıca oyuna eklenebileceğini düşündüğüm geçmiş dünya rekorları maalesef bulunmuyor. Bence güzel bir ayrıntı olurdu. Grafiklere gelince çok fazla bir şey beklemeyin. Ortam rengarenk ve içindeki sporcu çizimleriyle gayet uyumlu, fakat çok daha iyi grafiklerde gördük. Tribünlere bakıldığında seyirciler kağıt bebekleri andırıyor. Bu görüntü bana Fifa�yı hatırlattı. Müzikler ise oyundan sıkılmanızla doğru orantılı olarak rahatsız edici bir unsur halini alıyor. Fakat Athens 2004 zaten sizin grafiklere veya seslere bakmanıza fırsat vermeden, yüksek bir tempo ile oynanıyor. Böylesine bir tempo ile uzun süreli bir oynayışın sonunda yeni bir klavye ihtiyacınızın doğacağı muhtemel. Yapımcılar böylesine büyük bir organizasyonun oyununu çok daha başarılı yapabilirlerdi. Bu demek oluyor ki ümitler 2008 Pekin�e kaldı.

Atlantis : The Lost Empire (PC)

Hepimiz Atlantis Efsanesini bir şekilde ya çeşitli dergilerde okumuş, kimi filmlerde ve kitaplardaki bu kayıp kente dair göndermeleri aklımızın bir köşesine atmışızdır. Bu yıl içerisinde vizyona giren Disney�in Atlantis animasyonu belki de bu güne dek yapılan en somut atlantsi öyküsü olma niteliğinde. İşte bu oyun da tahmin edebileceğiniz gibi bu dünyanın ekranlarımıza taşınmış hali.

Oyun konu olarak tamamen çizgifilmle paralellik gösteriyor. İlk olarak 1901 yılında izlanda başlayan öykü Atlantis�e gidecek haritayı bulmak ile başlıyor. Çizgifilmden sinematiklerin kullanıldığı demolar eğer bir atlantis fanıysanız sizi çok mutlu edecektir. Anamenüde Single player modunda �Search for Trial� modunda gerçek macera öncesi fazla bölümden oluşmayan bir giriş yaşayabilirsiniz. �Trial By Fire� ise gerçekten uğraşacağınız ve �search for trial�ın devamı niteliğinde esas oyunu oluşturmakta. Önerim elbette Search For Trial�ı almanız ve üç zorluk seviyesinden ortanca olanı seçmeniz. Bu sayede hem konuya ve kontrollere alışacak hem de biraz uğraşarak oyundan daha çok keyif alacaksınız.

Multiplayer mod ise çok oyunculu oynamak için belki de tercih edilecek son oyun budur. Genel olarak düşük tutulan teknoloji çok oyuncuda size tatmin etmeyecektir. Ancak yine de �ben bu oyunu aldım, sonuna kadar hakkını versin� şeklinde yaklaşırsanız karşınıza takma isminizi ve karakterinizi yaratıp servere bağlanma veya server yaratma seçenekleri çıkıyor. Buradan sonra da hepimizin bildiği deathmatch tarzı oynayabilirsiniz. En fazla 12 kişiye destek veren oyunda bayrak kapma gibi görece daha eğlenceli bir opsiyon da var.

Kontroller oldukça sabit ve diğer oyunlara nazaran �combolar� içermiyor. Ok tuşlarıyla ve mouse kombinasyonuyla yönümüzü belirlerken 1, 2, 3.. ile silahları seçebiliyoruz. Bu arada oyundaki silahlar bana biraz yavan geldi. Birbirine çok benzeyen silahlar genel olarak ateş ve türevi ya da buzumsu maddeler atmaya odaklanmış. Malesef silahları görememeniz de eksi bir puan. Ayrıca denizaltı gibi araçları kullanırken F tuşunun da fenerinizi açtığını unutmadan belirtmeliyim. Bu arada numerik klavyedeki sıfır tuşuyla zıplayabilirsiniz.

Oyun esnasında yaşlı profesör görevinizi radyo aracılığıyla size aktaracak. Bu ekranı sol tarafta görebilirsiniz. V tuşuyla görevi tekar dinleyebilirsiniz. Tam ortada yer alan yuvarlaklardan mavi olanı enerjinizi, kırmızı olan ise cephanenizi göstermekte. Bu bağlamda yolda karşınıza çıkabilecek mavi kalkanlar gücünüzü, kırmızı

Grafiklerine baktığımızda oyun çok fazla teknolojik öğeler içermeyen kendine has bir motor kullanıyor. Özellikle bina içlerindeki bazı kaplamaların ve birkaç ışık efektinin hoş bir atmosfer yarattığını söylemeliyim. Buna ek olarak da genellikle oyunların zorlandığı açık mekan çizimlerinin başarıyla yapıldığını söylemeliyim.

Oyun fps tarzında olduğundan çok büyük yenilikler içermese de yine de etkileyici birkaç özelliği de içinde barındırmıyor değil. Örneğin bazı görevlerde çeşitli araçlar kullanmanız oyuna yeni bir boyut katıyor. Mesela planörle dağlar arasında rüzgara karşı uçmak, denizaltıyla kıvrak bir yolculuğa çıkmak bunlara örnek göstilebilir.

Oyundan Jedi-Outcast tarzı bir beklenti içerisinde olmamalıyız. Sonuçta hedef kitlesi olarak Atlantis efsanesine merak duyan yaşça ve belki de 3d oyunlarda çok iddialı olmayan oyuncular belirlenmiş. Bunun dışında düşük sistem ihtiyaçlarını da düşünecek olursak karar tamamen zevkinize kalıyor.

Atlantis Evolution (PC)

Ekim ve kasım ayları oyunseverler için her zaman şenlik havasında geçmiştir. Yapımını dört gözle beklediğimiz birbiri ardına resmi geçit yapar gibi raflarda yerini alırlar. Çok zaman hangisini alıp oynayacağımızı şaşırırız. Ama işin bir diğer yüzü var ki evlere şenlik. Büyük bir merakla beklediğiniz oyun büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Ve ne yazık ki Atlantis Evolution�da onlardan biri olmaktan çok fazla öteye gidemiyor.

Bir buçuk yıl kadar önce duyurulduğunda, konu itibarı ile adventure severleri çok cezbedecek bir oyunun hazırlandığını öğrenmiştik. Geçen süre içinde E3�te çıkan görüntüler, video�su derken ağzımızın sularını toplamakta zorluk çekmeye başladık. Bulabildiğimiz en ufak bilgileri bir araya getirerek merakımızı gidermeye çalıştık. Derken ekim ayının 17�si geldi ve oyun piyasaya sunuldu. Peki beklentilerimizin ne kadarına cevap verdi. Bundan sonrasında onlara bir göz atacağız.

Atlantis�in dağıtımını üstlenen Adventure Company�i Aura, Syberia II, Wanted: A Wild Western Adventure gibi birçok oyundan tanıyoruz. Bunların bir kısmı çok başarılı oldu, bir kısmı ise vasatın ötesine geçemedi. Ama oyunun yapımcısı Atlantis Interactive Entertainment ile ilk defa bu oyunda karşılayoruz. O yüzden önce yapmış oyunlar ile pekbir karşılaştırma yapma şansımız yok.

4 CD olarak çıkan oyunun kurulumundan sonra bilgisayarınızda 4 gb�lik bir yer kaplıyor. Atlantis açıldığı gibi oynamaya başlayamıyorsunuz. Bunun en önemli sebebi çokda kolay olmayan an giriş ekran sistemi. Nasıl başlayacağınızı bulmak çok kolay değil. Çeşitli resimler var, üzerine geldiğinizde renkleri değişiyor. Bastığınızda karşınıza yeni resimler geliyor ve yine üzerinde herhangi birşey yazmayan butonlar. Ama işin iç yüzünü biraz sonra fark ediyorsunuz. Butonların üzerinde mouse ile bekleyince ne işe yaradıklarını gösteren yazılar çıkıyor. Tabi bunu anlayana kadar değerli birkaç dakika kaybetmeniz işten bile değil. Neyse, oyuna biraz zorda olsa girdikten sonra demo ile karşılaşıyorsunuz. Hoş görüntüler. İyi tasarlanmış kurgu. Ama diğer bileşenler biraz zorlayacak gibi.

Yıl 1904 ama uçan cisimler var

Bundan sonrası nerede ise eziyet. Devamını anlatmadan önce oyunun konusu hakkında kısa bilgi vermek uygun olacaktır. Curtis Hewitt, NYC’de yaşayan bir gazete fotoğrafçısıdır. Patagonia�da ki çekimlerini bitirdikten sonra gemi ile ülkesine geri dönmektedir. Açık denizde yakalandıkları fırtına sırasında oluşan girdap, gemisinin batmasına sebep olmuştur. Gemi sona yaklaşmadan çok kısa bir süre önce tayfalardan birinin uyarısı ile kendini bir can kurtaran sandalına atan Hewitt, ertesi gün kendini süt liman bir denizde bulmuştur. Çevrede bulunan yaratıklar ile ilgilenirken hiçde bu dünyadanmış gibi gözükmeyen bir martı ziyaretine gelir. Çift başlı olan bu kuş ile sohbet ederken hikayemiz yavaştan başlıyor. 1904 yılında uçan varlıkların sadece kuşlardan ibaret olacağını bilen kahramanımız, farklı bir aracın içine çekildiğini farkına varmıştır. Bundan sonra hikayeye dahil oluyoruz. Gemi sırasında da ufak birkaç hareketimiz olsa da oyuna asıl bu noktadan başlıyoruz. Bu andan itibaren Yeni Atlantis denilen uygarlıktan kaçmak için elimizden geleni yapmaya başlayacağız.

ATV Offroad Fury: Blazin’ Trails (Sony PSP)

Henüz Türkiye�de fazla yaygınlaşmamış olsa bile, PSP�de çok sayıda yarış oyunu var. Fakat Atv Offroad Fury: Blazin� Trails, PSP�nin ilk ve tek off-road yarış simülasyonu. Tek kişilik oynanışı bizi pek tatmin etmese de Online olarak büyük bir zevkle oynayabilirsiniz. Eğer kirli pistlerde, kurumuş bataklıklarda doyasıya yarışmak ve akrobatik kombolar yapmak isterseniz, Atv Offroad Fury: Blazin� Trails tam size göre!

Zoru sevenlere

Daha başlar başlamaz sizi ilk şok edecek şey, oyunun zorluk derecesi. Training oldukça zor. İşin doğrusu oyun genel olarak çok zor. Yapımcılar akrobatik hareketleri ön plana vermeye çalışmışlar fakat önemli olan yarışı birinci bitirmek. Bu yüzden hareketler boşuna düşünülmüş gibi. Tek sağladığı yarar; puan kazandırması ve bu puanlarla ünlü Atv yarışçıları ile Atv�lerin yer aldığı kartların açılması.

Hız ve heyecan
Hız ve heyecan

Tek kişilik oyunda ister tek başınıza yarışın, isterseniz de Championship turnuvasına katılın. Karar sizin ancak tek başına yarış bir süre sonra sıkıcı olacağından Championship�e girmenizi tavsiye ediyorum. Atv Offroad Fury: Blazin� Trails�ın zorluğundan bahsetmiştim. Championship�e girince zorluk derecesi seçmeniz isteniyor. Hemen sevinmeyin çünkü Easy (Kolay) seçeneği yok J. Normal ve Hard (Zor) var. Ben oyunu �Normal��de çok zor bitirdim. �Hard��da ise bitiremeyeceğime eminim.

Özel hareketler renk katmış

Hareket yapmayı unutmayın!
Hareket yapmayı unutmayın!

Yön tuşları veya analog ile kontrol edebiliyorsunuz Atv�nizi. X tuşu ise tahmin ettiğiniz gibi gaz. Rakiplerinize çarparak onları düşürebilir ve geride bırakabilirsiniz. Düşüşler gerçeğe çok yakın. Ayrıca düştükten sonra kalkmanızda bir hayli zor ve uzun oluyor. Dolayısıyla otomatik olarak sonuncu oluyorsunuz. Dönüş tuşlarına çok uzun basarsanız Atv�niz çok fazla kayıyor ve yoldan çıkıyorsunuz. Tümseklerden zıplayınca R veya L tuşuna basılı tutup, Üçgen � Kare � Yuvarlak – X tuşlarından herhangi birine bastığınızda değişik akrobatik hareketler yapabiliyorsunuz. Pek fazla üst üste hareket yapmanız halinde ise yere çakılmanız kaçınılmaz.

Diğer Atv veya off-road yarış simülasyonlarında olduğu gibi, Atv Offroad Fury: Blazin� Trails�da da pist dışına çıkıp başka bir yola girip devam edemiyorsunuz. 5 saniye içinde çıktığınız yola dönmeniz lazım yoksa oyun sizi çok daha geri bir yerden başlatıyor. Blazin� Trails ilk başta çok zor gelse de, zamanla alışıyor ve oynamaktan çok büyük zevk alıyorsunuz. Bu yüzden �Bu oyun çok zor! En iyisi Need For Speed Underground: Rivals alıp oynayayım.� demeyin, yoksa çok üzülürsünüz.